Boşanma Davası Neden Reddedilir?

.

Boşanma Davası Neden Reddedilir? Mahkeme Boşanma Talebini Neden Kabul Etmez?

Boşanmak isteyen kişilerin en çok karşılaştığı sorunlardan biri, çok net bir şekilde evlilikten memnun olmadıklarını dört bir yana duyurmalarına rağmen, mahkeme tarafından boşanma taleplerinin reddedilmesidir. Peki, bu nasıl olur? Boşanmak istemek yetmiyor mu? Mahkeme neden "hayır" der?

Boşanma davası neden reddedilir?

Her ne kadar evlilik bir kişinin özgür iradesiyle kurduğu bir birlik olsa da, boşanma kararının verilmesi için belli yasal koşulların sağlanması gerekir. Bu koşullar sağlanmadığında ya da ispatlanamadığında mahkeme, boşanma talebini reddeder.

Bu yazıda, "Boşanma davası neden reddedilir?", "Mahkeme boşanma talebimi neden kabul etmedi?" gibi soruların yanıtını hem yasal gerekçeler hem de Yargıtay kararları ışığında detaylı şekilde açıklıyoruz.


Boşanma Davası Neden Reddedilir?

Her ne kadar evlilik bir kişinin özgür iradesiyle kurduğu bir birlik olsa da, boşanma kararının verilmesi için belli yasal koşulların sağlanması gerekir. Bu noktada birçok kişi "Sevgi bitti, saygı kalmadı, ortak paydamız yok" diyerek dava açmakta ve bu gerekçelerin mahkemede yeterli olacağını düşünmektedir. Ancak boşanma, sadece tarafların istemesiyle gerçekleşen bir işlem değil; Türk Medeni Kanunu'nun belirlediği şartlara bağlı, ciddi delillere ve hukuki temele dayalı bir süreçtir.

Ankara Avukat Erdem Özcan Hukuk Ofisi'ne başvuran birçok müvekkil, "Ben neden mutsuzluğumu ispatlamak zorundayım?", "Mahkeme bana inanmaz mı?", "Delilim yoksa da gerçek değil mi?" gibi sorularla sürece yaklaşmaktadır. Oysa unutulmamalıdır ki, mahkemeler somut vakıalara, belgelenmiş olaylara ve inandırıcı tanık anlatımlarına göre karar verir. Evliliğin bitmiş olması hissi, hukuken ispat edilmediği sürece boşanma kararı için yeterli kabul edilmez. Çünkü evlilik, devletin ve toplumun da koruduğu hukuki bir kurumdur. Bu nedenle, bir evliliğin sona erdirilebilmesi için duygusal nedenlerin ötesinde, kanıtlanabilir, açık ve yasal dayanaklara sahip sebeplerin varlığı gerekir. 


Boşanma Davası Neden Reddedilir?


1. Delil Yetersizliği

Boşanma sebepleri kanunda sınırlı olarak sayılmış ya da genel nitelikli şekilde belirtilmiştir. Ancak hangi sebeple dava açılırsa açılsın, bu iddiaların ispatlanması gerekir.

Hukuki anlamda "delil"; bir iddiayı desteklemek, mahkemeyi ikna etmek amacıyla sunulan, olayın varlığını veya yokluğunu ortaya koyan her türlü bilgi, belge ve açıklamadır. Boşanma davalarında delil olarak; tanık beyanları, telefon mesajları, e-postalar, sosyal medya yazışmaları, sağlık raporları, darp raporları, kamera görüntüleri, fotoğraflar ve ses kayıtları gibi unsurlar değerlendirilebilir. Delilin hukuki geçerliliği, usulüne uygun elde edilmesi ve davayla doğrudan ilgili olmasıyla ölçülür.

Örnek: Aldatma, fiziksel şiddet, hakaret, ekonomik şiddet, evden ayrılma gibi iddialarınız varsa, bunları mutlaka tanık, mesaj, rapor, görüntü veya benzeri delillerle desteklemeniz gerekir. "Sözünüze güvenilmiyor" anlamında değil, ama mahkemeler delilsiz karar veremez.


2. Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsıldığının Sabit Olmaması

Boşanmak isteyen birçok kişi "Artık sevgim kalmadı", "Eşimle aramızda hiçbir şey yok", "Sadece çocuklar için aynı evdeyiz" gibi gerekçelerle dava açmaktadır. Ancak bu tür kişisel ve duygusal gerekçeler, Medeni Kanun kapsamında boşanma kararı verilebilmesi için tek başına yeterli değildir. Ankara Avukat Erdem Özcan Hukuk Ofisi olarak bize başvuran kişilerin büyük bir kısmı, evliliklerinin duygusal olarak bittiğini belirtmekte; ancak bu bitişin hukuken nasıl ispatlanacağı konusunda tereddüt yaşamaktadır. Zira evlilik, sadece iki kişinin özel ilişkisi değil; toplumsal ve hukuki boyutları olan bir kurumdur ve boşanma, devletin denetiminde gerçekleşen ciddi bir hukuk sürecidir.

Yasa, her tartışmanın, her huzursuzluğun ya da her soğukluğun boşanma için yeterli olmadığını belirtir. Evlilik birliğinin "temelinden sarsıldığının" mahkemeye ikna edici şekilde ispatlanması gerekir.

Yasa, her tartışmanın, her huzursuzluğun ya da her soğukluğun boşanma için yeterli olmadığını belirtir. Evlilik birliğinin "temelinden sarsıldığının" mahkemeye ikna edici şekilde ispatlanması gerekir.

Bu noktada çok önemli bir Yargıtay kararı bulunmaktadır:

"Boşanma karanın verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Dinlenen tanıkların beyanları bu sarsılma halini ortaya koyacak nitelikte değildir." (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 26.12.2022, Esas No: ..., Karar No: ...)

Bu karar, mahkemelerin "inanılır olmayan" ya da "genel ifadeler içeren" tanık anlatımlarıyla boşanma kararı vermeyeceğini ortaya koyar. 

3. Kusur Dengesizliği

Boşanma davalarında mahkeme sadece evliliğin sona erip ermediğine değil, taraflar arasındaki kusur dağılımına da dikkat eder. Eğer davayı açan taraf, diğer tarafa göre daha ağır kusurlu bulunursa ve karşı taraf boşanmak istemezse, dava reddedilebilir. Bu durum özellikle karşılıklı hakaret, fiziksel şiddet ya da aldatma gibi olayların her iki tarafta da mevcut olduğu dosyalarda sıkça görülür.

Başka bir söyleyişle, davayı açan taraf eşine kusur teşkil edecek bir vakıa yükleyemezse, kendisi tam kusurlu sayılır ve boşanma davası kabul edilmez. Boşanma kararı verilebilmesi için, karşı tarafın en azından hafif kusurlu olması gerekir. Mahkeme, boşanma talebinde bulunan tarafın tek başına evliliğin bitmesine sebep olup olmadığını dikkatle inceler. Kusur dengesinin bozulduğu dosyalarda, boşanma talebi reddedilmektedir.

Esasında boşanma davalarının uzamasının en önemli nedenlerinden biri de kusur dengesinin yeterince bilinmemesidir. Kusur, aynı zamanda ispatı da işaret eder. Hangi olayın ne şekilde sunulacağı, karşı tarafın hangi davranışının hukuki anlamda kusur sayılacağı gibi konular, sürecin doğru yürümesi açısından çok önemlidir. Bu nedenle boşanma hukuku üzerine çalışan bir avukattan yardım alınması, hem davanın kabul edilme ihtimalini artırır hem de sürecin gereksiz yere uzamasını önler.


4. Affetme veya Hoşgörü Gösterme

Taraflardan biri, diğerinin kusurlu davranışını affetmişse ya da bu davranışı hoş görmüşse, mahkeme boşanma talebini reddedebilir. Örneğin, aldatma olayından sonra birlikte tatile çıkmak, sosyal medyada birlikte mutlu paylaşımlar yapmak veya eşe sarılarak mesaj göndermek gibi eylemler, affetme olarak yorumlanabilir. Bu durumda daha sonra açılan boşanma davası "affedilmiş eylem" nedeniyle kabul edilmeyebilir.

Af kavramı çoğu eş tarafından doğru anlaşılmamaktadır. Yıllar önce yaşanmış bir olayın üzerine evlilik sürdüğü halde, bu olay boşanma gerekçesi olarak mahkemeye sunulmaktadır. Oysa 3 yıl önce şiddet gördüm, 5 yıl önce aldatıldım gibi yakınmalarla günümüzde dava açmak çoğu zaman sonuçsuz kalmaktadır. Çünkü yaşanmış ve sonrasında evliliğe devam edilmiş olaylar, artık boşanma sebebi sayılmaz. Mahkeme, affedilmiş ya da hoşgörüyle karşılanmış davranışlara dayanarak boşanma kararı vermez.


5. Anlaşmalı Boşanmalarda Şartların Oluşmaması

Anlaşmalı boşanma davası açabilmek için bazı şartların eksiksiz yerine getirilmiş olması gerekir. Evliliğin en az bir yıl sürmüş olması, tarafların birlikte duruşmaya katılması ve aralarında imzalanmış, mahkemenin de uygun bulduğu bir protokol bulunması gerekir. Bu şartlardan biri eksikse, anlaşmalı boşanma talebi reddedilir.

Anlaşmalı boşanmanın gerçekleşebilmesi için ilgili tüm kurucu şartların yerine getirilmiş olması zorunludur ve bu konuda herhangi bir esneklik tanınmaz. Hatta yakın zamanda görülen bir davada, taraflardan birinin anlaşmalı boşanma duruşmasına e-duruşma sistemi üzerinden görüntülü olarak katılması, üst mahkeme tarafından geçerli kabul edilmemiştir. Bu örnek, anlaşmalı boşanmanın kurallara sıkı sıkıya bağlı bir hukukî süreç olduğunu ve hiçbir kurucu şartın istisnasının bulunmadığını açıkça ortaya koymaktadır.


6. Tanıkların Yetersizliği veya Güvenilir Olmaması

Tanık beyanları boşanma davalarında çok önemlidir. Ancak tanıkların sadece genel ifadeler kullanması, olayların sebep ve sonuçlarını açıklayamaması, zamanı ve yeri belirtmemesi gibi durumlarda beyanlar mahkeme nezdinde değer kazanmaz. Ayrıca tanıkların taraflarla olan yakınlık dereceleri ve objektif olup olmadıkları da değerlendirilir. Bu tür tanıklara dayalı boşanma talepleri genellikle kabul edilmez.

Tanığın anne veya baba olması, onların tanıklığını geçersiz kılmaz. Asıl önemli olan tanığın kim olduğu değil, ne anlattığıdır. Tarafsızlık, gözleme dayalı bilgi ve gerçeklik esas alınır. Ne yazık ki tanıkların yaptığı en yaygın hata, tarafların karakter analizine girmeleridir. "Çok iyi annedir", "Eşini çok sever", "Sakin bir insandır" gibi ifadeler, boşanma davasında hukuki değer taşımaz. Tanıklar, evlilik birliğini sarsan ve somut olarak yaşanmış olayları anlatmalıdır. Hakim, karaktere değil, olaya bakar.


Sonuç: Her Boşanmak İsteyen Boşanamaz

Boşanmak istemek elbette bir haktır, ancak bu hakkın kullanılabilmesi için hukuki zeminin doğru oluşturulması gerekir. Mahkeme, tarafların yalnızca istemelerine değil, iddialarını hangi delillerle desteklediklerine, hangi hukuki gerekçelere dayandıklarına ve sürecin ne kadar ciddi olduğuna bakar.

Bu nedenle boşanma sürecine girmeden önce uzman bir avukattan destek alınması, dava stratejisinin dikkatli bir şekilde belirlenmesi ve sürece dair tüm hukuki altyapının hazırlanması gerekir. Aksi halde açılan dava reddedilerek hem zaman hem de hak kaybına neden olabilir.

Unutmayın: Boşanmak duygusal bir karardır, ancak boşanabilmek hukuki bir süreçtir.



Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yazın.

Yorum Yaz