Boşanma Davası Ceza Değil, Çözüm Yoludur: Mahkemeden Ne Beklemelisiniz?
Giriş: Duyguların En Yoğun Olduğu Nokta
Evliliğin sona erdiği yerde, genellikle öfke, hayal kırıklığı ve kırılmış bir güven duygusu kalır. Özellikle aldatma, ilgisizlik, terk edilme ya da psikolojik şiddet gibi ağır yaşantıların ardından boşanma kararı alan eşlerin zihninde şu soru belirir: “Madem bana bunları yaşattı, mahkeme de ona bir ceza versin.”
Boşanma davası açıldığında, birçok eş haklı olarak hayatındaki bu travmanın karşılığını hukuk önünde görmek ister. Öyle ki, sadece mal paylaşımı ya da velayet değil, karşı tarafın “yok olması”, “toplum önünde rezil olması” ya da “tamamen çökmesi” beklenir. Ancak hukuk sistemi, duygularla değil ilkelerle işler. Ne yazık ki bu beklentilerin büyük çoğunluğu, medeni hukuk sistemimizde karşılık bulmaz.
Bu makalede, boşanma davasının amacını, sınırlarını ve hukuken beklenebilecek gerçekçi sonuçları tüm şeffaflığıyla açıklayacağız. Mahkemeye başvurduğunuzda neyin mümkün olduğunu, neyin ise sadece duygusal bir beklenti olarak kalacağını net biçimde ortaya koyacağız.
Çünkü boşanma, bir savaş alanı değil, bir yeniden başlama zemini olmalıdır.
Boşanma Hukuku Cezalandırıcı Değildir
Toplumda boşanma davası, kimi zaman bir tür cezalandırma süreci olarak algılanabiliyor. Bu algı özellikle büyük hayal kırıklıkları, ihanete uğrama, ilgisizlik, psikolojik ya da fiziksel şiddet gibi olaylar yaşayan eşlerde daha yoğun şekilde ortaya çıkıyor. Eşler, yaşadıkları acının ve mağduriyetin mahkeme eliyle “intikam”a dönüşmesini bekleyebiliyor. Ancak unutulmamalıdır ki, boşanma davaları ceza mahkemesi değildir.
Türk Medeni Kanunu'na göre boşanma, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı ve artık sürdürülemeyeceği noktada devreye giren hukuki bir çözüm yoludur. Bu süreçte mahkeme, eşlerin birbirlerine ne kadar öfke duyduklarını ya da kimin daha çok “canını yaktığını” değil, evliliğin sona erdirilip erdirilmemesi gerektiğini değerlendirir.
Ceza Mahkemeleri ile Medeni Mahkemeler arasındaki temel fark da burada ortaya çıkar. Ceza mahkemeleri, hukuka aykırı fiilleri cezalandırmakla görevlidir. Oysa Aile Mahkemeleri’nin amacı taraflar arasında adil bir denge kurmak, hak kayıplarını önlemek ve varsa mağduriyetleri telafi etmektir.
Bu nedenle, boşanma davasında:
Mahkeme kararlarında ne “hak ettiğini buldu” gibi ifadeler yer alır ne de taraflardan birinin “yok olmasını” sağlayacak yaptırımlar uygulanır. Boşanma süreci, hukuk içinde çözülmesi gereken medeni bir meseledir; duygusal bir rövanş değil.
Boşanma davası cezalandırma değildir
Eşlerin Taleplerinde Sıklıkla Gördüğümüz Yanılgı: “Her Şey Onun Elinden Alınsın”
Boşanma davası açmaya karar veren birçok eş, yaşadıkları travmaların ağırlığıyla mahkemeye gelir. Yaşanan ihanetin, terk edilmişliğin, değersizlik hissinin bir şekilde telafi edilmesini ister. Bu aşamada dile getirilen en yaygın beklentilerden biri şudur: “Her şeyi onun elinden alalım.”
Bu talep duygusal olarak anlaşılabilir. Uzun yıllar boyunca verilen emek, fedakârlık, karşılıksız kalmış sevgi ya da şiddetle geçen zamanlar... Evet, tüm bunlar ağır yüklerdir. Ancak hukuk bu yüklerin karşılığını eşit biçimde ve orantılı olarak ele alır. Adalet, intikam değildir.
Mahkemeye başvuran taraflar, karşı eşin:
talep edebilir. Fakat Türk medeni hukuk sistemi bu tür talepleri değil, ölçülülük ve hakkaniyet ilkelerine göre değerlendirilmiş, kanıtlarla desteklenen talepleri dikkate alır. Çünkü adaletin amacı, bir tarafı yerle bir etmek değil, iki taraf için de makul ve sürdürülebilir bir çözüm üretmektir.
Hakim şu sorularla hareket eder:
Bu sorulara verilen yanıtlar, tarafların ne kadar kırgın ya da öfkeli olduğuna göre değil, olayların ispatı ve hukuki çerçeveye uygunluğu dikkate alınarak değerlendirilir.
Boşanma davasından ne beklenir?
Mahkemeden Beklenmesi Gereken Gerçekçi Sonuçlar
Boşanma davalarında eşlerin mahkemeden beklentileri bazen gerçekliğin çok ötesine geçebiliyor. Hayal edilen sonuçlar arasında, karşı tarafın maddi-manevi olarak çökmesi, toplum önünde mahcup olması, her şeyini kaybetmesi gibi beklentiler yer alabiliyor. Ancak mahkeme, duygulara değil delillere ve hukuka göre karar verir.
Öncelikle bilinmesi gereken temel gerçek şudur: Aile Mahkemesi, bir ceza mahkemesi değildir.
Bu nedenle, boşanma davasında:
Mahkeme şunları yapmaz:
Mahkeme şunları yapar:
Tüm bu kararlar, olayların objektif değerlendirilmesine dayanır. Deliller, tanık beyanları ve belgeler esas alınır. Bir taraf ne kadar haklı hissetse de, ispat edilemeyen iddialar hukuk önünde geçersizdir.
Duygusal Adalet Beklentisi Yerine Hukuki Gerçeklik
Boşanma sürecinde en sık karşılaşılan zorluklardan biri de şudur: Hukuki sürecin sağlayabileceği ile duygusal beklentiler arasındaki uçurum.
Evlilikte yaşanan derin kırgınlıklar, sadakatsizlik, ilgisizlik, ihmal ya da şiddet gibi olaylar, eşte telafi edilmesi gereken bir "duygusal borç" duygusu yaratır. Bu borcun mahkeme eliyle ödetilmesi arzusu kaçınılmaz hale gelir.
Ancak hukuki sistem, duyguları değil delilleri değerlendirir. Mahkemeden alınacak kararlar:
Mahkeme birini “mahvetmez” ama adil olanı yapmaya çalışır.
Sonuç: Hukuki Süreçte Umut, İntikam Değil Huzur Olmalıdır
Boşanma, sadece bir evliliğin sona ermesi değil; aynı zamanda yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu başlangıcın sağlıklı olabilmesi için, hukuki sürece yüklenen anlam da gerçekçi olmalıdır.
Mahkemeden “intikam”, “ders verme” ya da “karşı tarafı yok etme” beklentisiyle girilen davalar, çoğunlukla hayal kırıklığıyla sonuçlanır. Çünkü hukuk, intikam değil, denge arar.
Mahkemeden alınacak en büyük kazanç; duyguların değil, hakların teminat altına alınmasıdır.
İntikam duygusuyla değil, adalet ve huzur arayışıyla hareket etmek hem süreci kolaylaştırır, hem de sonrasında psikolojik iyileşmeye zemin hazırlar.
Yeni bir hayat inşa etmek isteyen kişi, enerjisini karşı tarafı yok etmeye değil, kendi geleceğini kurmaya yönlendirmelidir. Çünkü mahkeme duyguları değil, delilleri ölçer. Ama hayat... er ya da geç herkese hak ettiğini verir.
Yorum Yaz