Sosyal Şiddet: Evlilikte Görülen ve Boşanmaya Götüren Gizli Tehdit
Geleneksel olarak şiddet, genellikle fiziksel zarar verme eylemleriyle ilişkilendirilmiş ve bu tür saldırılar gözle görülür etkiler bıraktığı için daha kolay tanımlanabilmiştir. Ancak modern hukuk ve toplumsal analizler, şiddetin sadece fiziksel boyuttan ibaret olmadığını, bireyin ruhsal, psikolojik ve sosyal yönlerine zarar veren çeşitli şiddet türlerinin de aynı derecede yıkıcı olabileceğini ortaya koymaktadır.
Bu bağlamda sosyal şiddet, evlilik veya ikili ilişkiler içinde bireyin toplumla olan bağlarını koparmaya yönelik baskıcı, kısıtlayıcı ve manipülatif davranışları kapsayan bir şiddet türü olarak tanımlanabilir. Bu şiddet biçimi, fiziksel olmadığı için çoğu zaman fark edilmesi güçtür ve mağdur üzerinde uzun vadede derin psikolojik etkiler bırakabilir.
Sosyal şiddet, genellikle birdenbire ortaya çıkmaz; ilişkinin dinamiğine göre zamanla şekillenen ve giderek artan kontrol edici davranışlar üzerinden gelişen bir süreçtir. Başlangıçta sevgi veya ilgi kisvesi altında gelen küçük kısıtlamalar, zamanla daha sert ve geniş çaplı baskılara dönüşebilir.
Bu süreçte mağdur olan birey, başlangıçta durumun farkına varmayabilir veya durumu içselleştirerek normalleştirebilir. Ancak zaman geçtikçe yalnızlaşma, özgüven kaybı ve kimlik çatışmaları gibi etkilerle karşı karşıya kalır.
Sosyal şiddet, özellikle bireyin kimliğini, sosyalliğini ve inançlarını doğrudan hedef alabilir. Bu durum aşağıdaki şekilde ortaya çıkabilir:
Bu tür saldırılar, bireyin özgüvenini zedeler, içe kapanmasına neden olur ve uzun vadede psikolojik çöküşe sebep olabilir.
Sosyal şiddet, bireyin onuruna, bedensel ve ruhsal bütünlüğüne, özgürlüğüne, yaşam hakkına ve güvenliğine yönelik baskıcı ve sömürücü davranışlar bütünü olarak tanımlanmaktadır. Bu şiddet türü, fiziksel şiddet gibi gözle görülür izler bırakmasa da, bireyin psikolojik olarak yıpranmasına, özgüven kaybına ve toplumsal ilişkilerinin zedelenmesine yol açabilir.
Özellikle evlilik içinde yaşanan sosyal şiddet, ilişkideki güç dengesizliğini ortaya çıkaran ve bireylerden birinin diğerini kontrol altına alma çabasıyla gelişen bir süreçtir. Baskı, manipülasyon ve izolasyon, sosyal şiddetin en belirgin unsurlarındandır.
Bu kapsamda, evlilik birliği içerisinde sosyal hayata aykırı davranışlar, şiddetin bir parçası olarak değerlendirilmekte ve evlilik birliğini temelinden sarsan etkenlerden biri olarak kabul edilmektedir.
Evlilikte Sosyal Şiddetin Belirtileri ve Örneklerinin Genişletilmesi
Sosyal şiddet, genellikle gizli ve fark edilmesi zor bir süreç olarak gelişir, ancak bireyin günlük yaşamında belirgin değişikliklere sebep olabilir. Aşağıda bu tür şiddetin yaygın belirtileri ve örnekleri genişletilmiş haliyle ele alınmıştır:
Sosyal Şiddet ve Boşanma Hukuku
Türk hukuk sistemi, evlilik birliğinin sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için eşlerin birbirine karşı saygılı, destekleyici ve eşitlikçi bir tutum içinde olması gerektiğini vurgulamaktadır. Ancak, sosyal şiddet gibi evlilik birliğini temelinden sarsan durumlar, çiftler arasındaki uyumu bozarak kaçınılmaz bir şekilde boşanma sürecini başlatabilir.
Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166/1. maddesi uyarınca, "Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmışsa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir." Bu maddeye dayanarak, sosyal şiddetin sistematik bir şekilde devam etmesi, evlilik birliğinin sona ermesi için hukuki bir gerekçe olarak kabul edilmektedir.
Sosyal şiddet, fiziksel şiddet kadar belirgin olmayabilir ancak bireyin ruhsal, duygusal ve sosyal varlığını zedeleyen bir süreçtir. Bu nedenle, mahkemeler sosyal şiddeti, psikolojik şiddet kapsamında değerlendirerek tazminat ve boşanma gerekçesi olarak ele alabilmektedir.
Mahkeme Kararlarında Sosyal Şiddet
Yargıtay içtihatlarında sosyal şiddet, evlilik birliğinin sona ermesine neden olabilecek ciddi bir etken olarak kabul edilmektedir. Bu kapsamda, eşlerin birbirine karşı baskıcı, küçümseyici veya kısıtlayıcı davranışları, boşanma davalarında kusur değerlendirmesine dahil edilmektedir.
Aşağıda, Yargıtay kararlarında sosyal şiddete ilişkin yapılan önemli tespitler detaylandırılmıştır:
Sosyal Şiddet Mağdurları İçin Hukuki Haklar ve Çözüm Yolları
Sosyal şiddete maruz kalan bireyler, hukuki yollarla kendilerini koruma altına alabilir ve boşanma sürecinde haklarını savunabilir. Türkiye’de sosyal şiddetle mücadele kapsamında aşağıdaki hukuki yollar izlenebilir:
Sosyal Şiddet Mağdurları Ne Yapabilir?
Sosyal şiddet mağduru olan bireyler, hukuki, psikolojik ve sosyal destek mekanizmalarını kullanarak kendilerini koruyabilir ve bu durumla başa çıkma sürecini daha sağlıklı yönetebilirler. Sosyal şiddet, genellikle fiziksel iz bırakmayan ancak uzun vadede psikolojik yıpranmaya ve özgüven kaybına neden olan bir şiddet türü olduğu için mağdurların bilinçli ve stratejik adımlar atması büyük önem taşır.
Aşağıda, sosyal şiddet mağdurlarının atması gereken temel adımlar detaylandırılmıştır.
Sosyal şiddet genellikle sözel, duygusal ve psikolojik manipülasyonlarla ilerlediği için, somut delillerle desteklenmesi hukuki süreci güçlendirebilir. Bu nedenle mağdur bireyin yaşadığı baskıyı ve zorlayıcı durumları belgelemesi önemlidir.
Kanıt oluşturabilecek unsurlar şunlardır:
Mesajlar ve E-postalar: Hakaret, tehdit veya baskı içeren yazışmaların ekran görüntülerini almak ve saklamak.
Ses ve Video Kayıtları: Sosyal şiddet içeren konuşmaların veya tehditlerin kaydedilmesi (bazı ülkelerde bu tür kayıtların hukuki geçerliliği değişkenlik gösterebilir, bu yüzden bir avukata danışmak faydalı olacaktır).
Tanık Beyanları: Aile bireyleri, arkadaşlar veya iş çevresinden kişilerin, mağdurun yaşadığı sosyal şiddeti doğrulayabilecek ifadeler vermesi.
Sosyal Medya Paylaşımları: Mağduru küçük düşüren veya izole eden sosyal medya paylaşımlarını kanıt olarak sunmak.
Fiziksel veya Psikolojik Etkileri Gösteren Belgeler: Eğer sosyal şiddet mağduru psikolojik destek alıyorsa, doktor veya terapist raporları da mahkemede delil olarak sunulabilir.
Sosyal şiddet, hukuki açıdan manevi tazminat ve boşanma sebepleri arasında sayılmaktadır. Bu nedenle, mağdur birey hukuki haklarını öğrenmek ve süreci en iyi şekilde yönetmek için bir avukata başvurmalıdır.
Hukuki süreçte izlenmesi gereken adımlar:
6284 Sayılı Kanun Kapsamında Koruma Talebi: Bu kanun kapsamında, mağdur birey şiddet uygulayan eşten uzaklaştırma kararı talep edebilir.
Boşanma Davasında Sosyal Şiddeti Gündeme Getirme: Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı gerekçesiyle, Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesi çerçevesinde boşanma davası açılabilir.
Manevi Tazminat Talep Etme: Sosyal şiddet mağduru, yaşadığı psikolojik ve sosyal zararlar nedeniyle manevi tazminat davası açabilir.
Velayet ve Nafaka Hakları: Eğer çiftin çocuğu varsa, mağdur olan tarafın velayet ve nafaka talebinde bulunması gerekebilir. Mahkemeler, sosyal şiddeti çocuğun velayeti konusunda dikkate alabilir.
Sosyal şiddet, mağdurlar üzerinde yoğun stres, depresyon, özgüven kaybı ve anksiyete gibi psikolojik etkilerbırakabilir. Bu nedenle, profesyonel destek almak, bireyin yaşadığı travmayı aşmasına ve sağlıklı kararlar almasına yardımcı olabilir.
Psikolog veya Psikiyatrist Desteği: Yaşanan baskı ve travmanın etkilerini en aza indirmek için profesyonel bir destek almak.
Destek Gruplarına Katılmak: Benzer deneyimler yaşayan bireylerle iletişim kurarak dayanışma sağlamak.
Aile ve Arkadaş Çevresinden Destek Almak: Sosyal izolasyona karşı, güvenilir yakınlarla vakit geçirmek ve duygusal destek görmek.
Kendi Gücünü ve Kimliğini Yeniden İnşa Etmek: Sosyal şiddetin yarattığı özgüven kaybını aşmak için bireyin kendi ilgi alanlarına yönelmesi, hobilerine ve kişisel gelişimine zaman ayırması önemlidir.
Eğer evlilik birliği sosyal şiddet nedeniyle geri dönülemez şekilde zarar görmüşse, mağdur bireyin boşanma davası açması en sağlıklı seçenek olabilir.
Boşanma sürecinde dikkat edilmesi gerekenler:
Bir avukata danışarak hukuki hakları netleştirmek.
Delilleri mahkemeye sunarak sosyal şiddeti ispatlamak.
Maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmak.
Eğer çocuk varsa, velayet konusunda hukuki hakları korumak.
Boşanma sonrası psikolojik ve sosyal destek almak.
Boşanma süreci, mağdur birey için yeniden özgürlüğünü kazanma ve sağlıklı bir hayat kurma fırsatı sunar. Ancak, bu sürecin hukuki olarak en iyi şekilde yönetilmesi önemlidir.
Sonuç
Sosyal şiddet, fiziksel şiddet kadar görünür olmasa da bireylerin psikolojik, duygusal ve sosyal bütünlüğünü derinden sarsan bir olgudur. Evlilik içinde eşlerden birinin diğerini baskı altına alması, kontrol etmeye çalışması, toplumsal ilişkilerden koparması ve kimliğine müdahale etmesi, uzun vadede bireyin özgüven kaybına, yalnızlaşmasına ve ruhsal çöküşüne yol açmaktadır.
Bu tür şiddet, bireyin temel haklarını ihlal ettiği için hukuki anlamda da önemli sonuçlar doğurur. Türk Medeni Kanunu’na göre, sosyal şiddet evlilik birliğini temelinden sarsan nedenlerden biri olarak kabul edilmekte ve boşanma davalarında hukuki bir gerekçe olarak değerlendirilmektedir. Yargıtay içtihatlarında da manevi baskı, küçük düşürme ve dini inançları kullanarak yapılan zorlamalar boşanmada kusur olarak kabul edilmektedir.
Sosyal şiddete maruz kalan bireyler için kanıt toplama, hukuki destek alma, psikolojik yardım alma ve gerekirse boşanma sürecini başlatma gibi adımlar büyük önem taşımaktadır. 6284 Sayılı Kanun kapsamında mağdurlar koruma kararı talep edebilir, tazminat davası açabilir ve psikolojik destek hizmetlerinden yararlanabilir.
Sonuç olarak, sosyal şiddetle mücadelede farkındalık yaratmak, hukuki ve psikolojik destek mekanizmalarını güçlendirmek ve bireylerin haklarını koruyabilecekleri bilinçli adımlar atmaları hayati önem taşımaktadır. Sosyal şiddetin evlilik içindeki yıkıcı etkilerinin önlenmesi, bireylerin bağımsızlıklarını ve ruhsal sağlıklarını koruyabilmeleri açısından kritik bir gerekliliktir.
Yorum Yaz